Haberler

1989 Zorunlu Göçün Anısına.Unutma...


’’Zorunlu Göç’ün’’ 30. Yılı …


“Siz Türk değilsiniz” diyorlardı.


“Müslümanlığa geçmiş Bulgar’sınız” diyorlardı.


Türk okullarını kapatmışlardı, Türkçe gazetelerin kapısına kilit vurmuşlardı, Türk motifli kıyafet giymek bile suçtu, sünnet yasaklanmıştı, sünnet edilen çocukların anneleri beş yıl hapis cezasına çarptırılıyordu, camiler kapatılmıştı, cenaze yıkamak yasaklanmıştı, İslami usullerle defin işlemine izin verilmiyordu, Türkçe mezar taşları tahrip ediliyordu, Türkçe konuşanlara para cezası kesiliyordu, Türk isimleri Bulgarlaştırıldı, bu dayatmaya “soya dönüş süreci” diyorlardı, Kalaşnikoflu askerler Türklerin kapısına dayanıyor, zorla muhtarlığa götürüyor………., Bulgar isimleriyle dolu listeler gösteriliyor, birini seç deniyordu, nüfus kağıtlarını iptal ettiler, yerine Bulgar isimleriyle yeni nüfus kağıtları verdiler, Türkçe isimlerin yazılı olduğu eski nüfus kağıtlarıyla bankadan para çekilemiyordu, çocuklar okula yazdırılamıyordu, devlet dairesinde iş yaptırılamıyordu, Bulgar ismini kullanmaya mecburdun, öğretmenler sınıfta yoklama yapıyor, Türk çocuklarının ismini Bulgarca okuyorlardı, Türk kahvesi bile diyemiyordun, değiştirilmişti, “oryantal kahve” demek zorundaydın.

Asimilasyon yavaş yavaş soykırıma dönüşüyordu, 1980-85 arasında binden fazla Türk öldürüldü, Belene işkencesi başladı.


Belene kampı, Tuna Nehri'nin iki kolunun arasında kalan Belene adası'ndaydı. Köprülerle geçilebiliyordu. Türk halkının direniş örgütleyen ileri gelenlerini buraya tıktılar. Isıtma sistemi yoktu, karda kışta donuyorlardı, hava karardıktan sonra tuvalete gitmeye izin vermiyorlardı, koğuşlardaki kovalar kullanılıyordu, apandisiti patlayana bile “Bulgar olmayı kabul ediyor musun?” diye soruyor, “hayır” diyeni öylece ölüme bırakıyorlardı, yemek olarak sık sık domuz çorbası veriyorlardı, istersen yeme, domuz çıktığında ekmek bile vermiyorlardı, Türkler ölümüne açlık grevi yapıyordu.


Sovyetlerin yıkılması an meselesiydi, Gorbaçov çöküşü engellemek için reform ve şeffaflık açılımı yaptı. Jivkov rejiminin sonu gelmişti. Son bir kötülükle “zorunlu göç” icat etti. Aklınca, Türkiye kapıları açmayacak, Jivkov da dünyaya dönüp “görüyorsunuz bunlar Türk değil, müslüman Bulgar, Türk olsalardı Türkiye alırdı” diyecekti. Diktatörün bu hesabı tutmadı… Türkiye sınırı açtı.


350 bin soydaşımız çoluk çocuk yollara döküldü, doğdukları toprakları, evlerini köylerini bırakıp, trenlerle otomobillerle, çoğunluğu yürüyerek, Kapıkule'den Dereköy'den anavatana girdi. İkinci dünya savaşı'ndan sonra Avrupa'nın yaşadığı en büyük göçtü. Yarısı Bursa civarına yerleşti, gerisi İstanbul'a, Anadolu'ya.


Meslek hayatım boyunca milyonlarca haber elimden geçti. Meslek hayatım boyunca bir soydaşımızın bile suça bulaştığını, bir soydaşımızın bile Türkiye'yi suiistimal ettiğini, bir soydaşımızın bile tarikat marikat işleriyle Türkiye'yi sırtından hançerlediğini, bir soydaşımızın bile örgüte falan karışıp vatana ihanet ettiğini görmedim.


Namuslarıyla, onurlarıyla çalıştılar, zormuş, parası azmış filan, iş seçmediler, ne iş olursa olsun gayretle çalıştılar, o dönemleri bugün gibi hatırlıyorum, soydaşlarımızın kadınları tüm Türkiye'ye örnek olmuşlardı, otobüs şoförlüğü yapan kadını, kasaplık yapan kadını, tesisatçı dükkanı açan kadını, ilk defa soydaşlarımızda görmüştük, soydaş kadınları “erkek işi” olarak bilinen işleri omuzluyordu, kirasını ödemeyeni, borcunun üstüne yatanı, dolandırıcılık yapanı, memleketi soyanı, komşusunu rahatsız edeni, görmedim kardeşim, duymadım.


Fabrikalarda örnek gösterilen işçi oldular, sözü senet kabul edilen esnaf oldular, tezgahtar olarak başlayıp, işveren oldular, kendileri gibi namuslu, yurtsever, çağdaş evlatlar yetiştirdiler, hekim oldular, avukat oldular, mühendis oldular, akademisyen oldular, devletten asla karşılıksız yardım kabul etmediler, avantacı olmadılar, Türkiye'ye tek kuruş yük olmadılar.


Ve…

Ulusal kahramanımız Naim Süleymanoğlu ………..


Naim Süleymanoğlu, Amerikalıların kendisine çantayla getirdiği nakit 10 milyon doları, 100 milyon dolarlık reklam anlaşmalarını elinin tersiyle itip, anavatana iltica ederek… Jivkov rejimi altında inim inim inleyen soydaşlarımızın ilham kaynağı, pusulası olmuştu, duvarların kapıların yıkılmasını sağlamış, özgürlük umudu olmuştu.


Naim bu memlekete sadece madalya kazandırmadı… Bugün sayıları bir milyona ulaşan, namuslu, onurlu, örnek yurttaşlar kazandırdı.


Teşekkürler,

Yılmaz Özdil

Kalemine sağlık……..



Bizleri bağrına basan Devletimize ve Yüce Türk Milletine şükranlarımızla.



İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği

Genel Başkanın Mesajı


1985 yılında kamu yararına çalışan bir dernek olarak kurulan İZMİR BALKAN GÖÇMENLERİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ (İZMİR BAL-GÖÇ) 32 yıllık bir geçmişe sahiptir. Dernek kurucularımızdan hayatta olmayanları minnetle anarken hala hayatta olanlara Allah’tan uzun ömürler diliyorum. Derneğimizin kuruluşunda yer alan, derneğin gelişmesine katkıda bulunan, bugünlere gelmesinde rol oynayan tüm Genel Başkanlarına, Yönetim Kurullarına ve üyelerimize minnetimizi bir kez daha ifade ediyor, derin şükranlarımızı sunuyorum.

İZMİR BAL-GÖÇ üyelerinin hepsi, aramızdaki en büyük göçmenin Mustafa Kemal ATATÜRK olduğunun bilincindeler. Hepimiz biliyoruz ki, büyük, ulu Balkan göçmeni, bugün içinde yaşadığımız en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Vatansız kalmanın ne olduğunu bilen bizler, bir göçmen olarak ulu önder ATATÜRK’ÜN Anadolu’ya gelerek Milli Mücadele’yi başlattığını ve düşmanın dört bir tarafını sardığı Türk yurdu Anadolu’ya sahip çıktığını, Türklüğün vatanı ve Balkan Türklüğünün umudu olan anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olduğunu biliyoruz, O’nu kalbimizde yaşatıyoruz.

Misyonumuz çerçevesinde İZMİR BAL-GÖÇ, Balkanlardan anavatana göç etmiş ve Balkanlarda yaşamaya devam eden Türklerin ve Müslüman toplulukların birlik, beraberlik içinde yaşam standartlarının yükselmesi için çalışmaya, onların ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda karşılaştıkları sorunlara çözümler üretmeye, Balkanlarda ata mirasına sahip çıkarak gelenek ve göreneklerin sürdürülmesi için faaliyet göstermeye devam edecektir.

BAL-GÖÇ olarak düzenleyeceğimiz çeşitli etkinliklerle yerel ve ulusal düzeyde toplumun sorunlarına yönelik çözümler üretmeye ve toplumsal gelişmeye katkı sağlamaya devam edeceğiz. İZMİR BAL-GÖÇ’ün yeni Yönetim Kurulu kadrosuyla beraber Derneğimizin Balkanlarla bağlarını kuvvetlendireceğiz. Türkiye içerisinde kamu kurumları ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği alanlarını tespit edip ortak çalışmaları arttıracağız. Gençlerin ve kadınların BAL-GÖÇ’ de faaliyet alanlarını genişleteceğiz, etkin rol almaları için çalışacağız. Yeni projelerle BAL-GÖÇ, İzmir merkezli Balkanlara yönelik faaliyetlerde aktif olarak yer alacaktır. Gençlerin Derneğimizde daha etkin bir şekilde yer almasını sağlayarak topluma yararlı, Balkanları ve Anadolu’yu iyi tanıyan, bilgili, iyi bir vatandaş ve BAL-Göç’lü olarak yetişmelerine katkıda bulunacağız. Önceki dönemde Derneğimizin elde ettiği kazanımlara sahip çıkacağız ve onları geliştireceğiz.

Derneğimizdeki kurumsallaşma çalışmalarını hızlandıracağız. Üyelik kayıtları ile üyeler arası iletişim ve işbirliğinin kuvvetlenmesi için önemli adımlar atacağız. Sosyal tesisin inşaatı için gerekli girişimlerde bulunacağız. Bütün üyelerimizin aileleri ve çocukları ile birlikte yararlanacağı sosyal tesisimizin inşaatını başlatacağız. Bu konuda üyelerimize katkıda bulunmalarının önem taşıdığını hatırlatmak isterim. Bugün her şeyden önce partiler üstü, BAL-GÖÇ kimliğini öne çıkarmış, “ben her şeyden önce bir BAL-Göç’lüyüm bilinci ile hareket eden ve birlik beraberlik içinde İzmir’de yaşayan bir BAL-GÖÇ topluluğunun oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Derneğimiz bu konuda gereken çalışmaları icra edecektir.

29 Ocak 2017 tarihinde gerçekleşen 15.Genel Kurulumuzda Genel Başkanlığa seçilen Prof. Dr. Ayşe Kayapınar’ın tayine nedeniyle yönetim kurulu üye arkadaşlarımın  oybirliği ile şahsıma yüklediği bu onurlu görev  için teşekkür ediyorum.  Tüm üyelerimizi kucaklıyor, desteklerini bekliyoruz. İzmir’in en büyük sivil toplum kuruluşlarından birisi olan İZMİR BAL-GÖÇ’Ü geleceğe taşımak için bize verdiğiniz sorumluluğun farkında olarak güveninize laik olmaya çalışacağız.

Tüm üyelerimizi, BAL-GÖÇ’Ü geliştirmeye ve geleceğe taşımaya yönelik faaliyetlerde aktif olarak yer almaya davet ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Abdurrahim NURSOY

GENEL BAŞKAN

İzmir BAL-GÖÇ SOSYAL MEDYA